Von 1961 bis Elif Eralp: Wie hat Migration Deutschland verändert? /Göç Almanya’yı nasıl değiştirdi?

RECHERCHE – ANALYSE von Ramis KILICARSLAN

Migration gehört heute zu den am intensivsten diskutierten politischen Themen in Deutschland. Während der Wahlerfolg der AfD in Sachsen-Anhalt die Debatte über Migration, Staatsangehörigkeit und Zugehörigkeit erneut in den Mittelpunkt rückt, zeigt sich in Berlin ein anderes Bild: Die Linke, deren Spitzenkandidatin Elif Eralp türkische Wurzeln hat, wurde stärkste Kraft. Betrachtet man beide Entwicklungen vor dem Hintergrund der 1961 begonnenen Arbeitsmigration aus der Türkei, wird sichtbar, wie stark sich Deutschland in 65 Jahren verändert hat.

Der Arbeitskräftebedarf öffnete die Tür

Am 30. Oktober 1961 wurde zwischen der Bundesrepublik Deutschland und der Türkei die Vereinbarung über die Anwerbung türkischer Arbeitskräfte geschlossen. Bundeskanzler war damals Konrad Adenauer von der CDU.

Die westdeutsche Wirtschaft wuchs und benötigte zusätzliche Arbeitskräfte. Menschen aus der Türkei kamen und arbeiteten in Fabriken, Bergwerken und zahlreichen anderen Bereichen. Was zunächst als vorübergehende Arbeitsmigration gedacht war, wurde mit der Zeit dauerhaft. Durch Familiennachzug entstanden neue Lebensmittelpunkte, Kinder und Enkelkinder wuchsen in Deutschland auf.

Heute lässt sich die Geschichte der türkischstämmigen Bevölkerung deshalb längst nicht mehr allein auf die „Gastarbeiter“ der 1960er-Jahre reduzieren. Nachfolgende Generationen sind in Wirtschaft, Wissenschaft, Kultur, Sport und Politik vertreten.

Sachsen-Anhalt und Berlin: Zwei Bilder eines Landes

Die Wahlen 2026 zeigen unterschiedliche Seiten dieser Entwicklung. Nach dem starken Abschneiden der AfD in Sachsen-Anhalt stehen Migration und die Frage, wer zu Deutschland gehört, erneut im Mittelpunkt politischer Auseinandersetzungen.

In Berlin zeigt sich gleichzeitig ein anderes Bild. Die Linke mit der aus einer türkischen Einwandererfamilie stammenden Elif Eralp als Spitzenkandidatin wurde mit 25,7 Prozent stärkste Kraft. Ob Eralp tatsächlich Regierende Bürgermeisterin von Berlin wird, hängt allerdings von den Koalitionsverhandlungen ab.

Vom „Gastarbeiter“ in die Mitte der Politik

Aus historischer Perspektive bleibt dennoch eine bemerkenswerte Entwicklung: Die Kinder und Enkel jener Menschen, die einst als benötigte Arbeitskräfte aus der Türkei nach Deutschland kamen, leben heute nicht nur dauerhaft hier. Sie gestalten Wirtschaft, Gesellschaft und Politik mit.

Die heutige Migrationsdebatte ausschließlich auf die Frage „Wer darf nach Deutschland kommen?“ zu reduzieren, würde deshalb einen wichtigen Teil der deutschen Migrationsgeschichte ausblenden.

1961 benötigte Deutschland Arbeitskräfte und schloss mit der Türkei eine entsprechende Vereinbarung. 65 Jahre später sind aus ehemaligen Arbeitsmigranten Familien und neue Generationen hervorgegangen. Während in Sachsen-Anhalt über Migration und Zugehörigkeit gestritten wird, hat in Berlin eine Politikerin mit türkischer Familiengeschichte die Chance, an die Spitze der Landesregierung zu gelangen.

Vielleicht lässt sich der Wandel der vergangenen 65 Jahre deshalb am besten mit einer Frage beschreiben:

Wenn die Kinder und Enkel der einst angeworbenen Arbeitskräfte längst einen festen Platz in Politik, Wirtschaft und Gesellschaft Deutschlands haben – muss dann nicht auch die Antwort auf die Frage „Wer gehört zu Deutschland?“ heute eine andere sein als 1961?

1961’den Elif Eralp’e: Göç Almanya’yı nasıl değiştirdi?

ARAŞTIRMA – ANALİZ Ramis KILICARSLAN

Almanya’da göç bugün siyasetin en hararetli tartışma alanlarından biri. Sachsen-Anhalt’ta AfD’nin seçim başarısı göç, vatandaşlık ve aidiyet tartışmalarını yeniden öne çıkarırken, Berlin’de Türkiye kökenli Elif Eralp’in başbakan adayı olduğu Sol Parti seçimden birinci çıktı. Bu iki tabloya 1961’de başlayan Türkiye’den işçi göçüyle birlikte bakıldığında, Almanya’nın 65 yılda geçirdiği toplumsal değişim daha görünür hale geliyor.

Kapıyı işgücü ihtiyacı açtı

30 Ekim 1961’de Türkiye ile Federal Almanya arasında Türk işçilerinin Almanya’ya gelmesini düzenleyen İşgücü Anlaşması yapıldı. İktidarda CDU’lu Başbakan Konrad Adenauer’in hükümeti vardı.

Dönemin Batı Almanya’sı ekonomik büyüme içindeydi ve işgücüne ihtiyaç duyuyordu. Türkiye’den gelenler fabrikalarda, madenlerde ve farklı sektörlerde çalışmaya başladı. Başlangıçta geçici olması düşünülen bu göç zaman içerisinde kalıcı hale geldi. Aile birleşimleri gerçekleşti, çocuklar ve torunlar Almanya’da büyüdü.

Bugün Türkiye kökenli insanların Almanya’daki varlığı artık yalnızca 1960’ların “Gastarbeiter” hikâyesinden ibaret değil. Ekonomiden bilime, sanattan spora ve siyasete kadar toplumun hemen her alanında sonraki kuşaklar yer alıyor.

Sachsen-Anhalt ve Berlin: Aynı ülkeden iki farklı tablo

2026 seçimleri bu değişimin farklı yönlerini gösteriyor. Sachsen-Anhalt’ta AfD’nin güçlü seçim sonucu sonrasında göç politikası ve Almanya’da kimlerin ülkeye ait olduğu konusundaki tartışmalar yeniden gündemde.

Berlin’de ise bambaşka bir gelişme yaşandı. Türkiye’den Almanya’ya göç etmiş bir ailenin kızı olan Elif Eralp’in başbakan adayı olduğu Sol Parti yüzde 25,7 ile seçimden birinci çıktı. Eralp’in Berlin Eyalet Başbakanı olup olmayacağını ise koalisyon görüşmeleri belirleyecek.

65 yılda “misafir işçi”den siyasetin merkezine

Ancak daha geniş tarihsel açıdan bakıldığında dikkat çekici bir değişim ortada: Bir dönem Almanya’nın ihtiyaç duyduğu işgücünün parçası olarak Türkiye’den gelen insanların çocukları ve torunları bugün yalnızca bu ülkede yaşamıyor; ülkenin ekonomik, toplumsal ve siyasi geleceğinin şekillenmesinde de rol üstleniyor.

Bu nedenle günümüzdeki göç tartışmasını yalnızca “Almanya’ya kim gelebilir?” sorusuna indirgemek, ülkenin kendi göç tarihinin önemli bir bölümünü gözden kaçırmak anlamına geliyor.

1961’de Almanya’nın işgücüne ihtiyacı vardı ve Türkiye ile anlaşma yapıldı. Aradan geçen 65 yılda gelenlerin bir bölümü kaldı, aileler kuruldu ve yeni kuşaklar yetişti. Bugün Sachsen-Anhalt’ta göç ve aidiyet tartışılırken, Berlin’de Türkiye kökenli bir siyasetçi eyalet hükümetinin başına geçmeye aday.

Belki de bu 65 yıllık dönüşümü anlatan temel soru şu:

Bir zamanlar işçi olarak davet edilen insanların çocukları ve torunları artık Almanya’nın siyasetinde, ekonomisinde ve toplumunda kalıcı bir yere sahipse, bugün “Almanya’ya kim ait?” sorusunun cevabı da 1961’dekinden farklı olmak zorunda değil mi?