Batı ve Doğu Almanya birleşti; şimdi sıra eyaletlerin birleşmesinde mi?

1990 yılında Batı ve Doğu Almanya’nın birleşmesi, yalnızca iki devletin tek bir çatı altında toplanması değil, aynı zamanda bölünmüş bir toplumun yeniden bir araya gelmesi anlamına geliyordu. Bu tarihsel adım, “Alman birliği” kavramını siyasal, toplumsal ve hatta duygusal düzeyde tamamlanmış bir hedef olarak kolektif hafızaya yerleştirdi. Aradan geçen yıllarda Almanya bu birliğin ekonomik, sosyal ve siyasal sonuçlarını tartıştı; kimi alanlarda önemli mesafe kat etti, kimi alanlarda ise hâlâ süren eşitsizliklerle yüzleşmek zorunda kaldı. Bugün ise bambaşka bir soru yeniden gündeme geliyor: Almanlar birleştikten sonra, şimdi de eyaletlerin mi birleşmesi gerekiyor?

Bu soru ilk bakışta teknik bir reform tartışması gibi sunulsa da, aslında Almanya’nın siyasal sisteminin özüne dokunuyor. Çünkü konu yalnızca idari sınırların yeniden çizilmesi değil; federalizmin anlamı, yerel demokrasinin sınırları ve siyasal çeşitliliğin nasıl korunacağıyla doğrudan ilgili.

Almanya’nın federal yapısı, rastlantı sonucu ortaya çıkmış bir yönetim modeli değildir. Aksine, tarihsel deneyimlerin ardından bilinçli olarak tercih edilmiş bir siyasal denge mekanizmasıdır. Almanya, merkeziyetçiliğin doğurabileceği risklere karşı yetkinin dağıtıldığı, denetimin çoğaltıldığı bir sistem inşa etmiştir. Her eyaletin kendi parlamentosu, hükümeti, başbakanı ve bakanları vardır. Eğitimden kültüre, güvenlikten yerel yönetime kadar birçok alanda eyaletler federal hükümetten bağımsız karar alabilmektedir. Bu yapı zaman zaman yavaşlıkla eleştirilse de, demokratik meşruiyetin ve yerel katılımın temel dayanaklarından biridir.

Eyalet birleşmelerini savunanlar çoğu zaman “daha az eyalet, daha az bürokrasi, daha fazla verimlilik” formülünü öne sürer. Oysa bu yaklaşım, siyasal sonuçları bakımından fazlasıyla indirgemecidir. Özellikle küçük eyaletler açısından birleşme, eşit ortaklık anlamına gelmeyebilir. Büyük bir eyaletle birleşmek, nüfus, ekonomik güç ve siyasal ağırlık bakımından daha zayıf olan taraf için kendi parlamentosunu, hükümetini ve doğrudan temsil gücünü kaybetme riski doğurur. Karar alma merkezlerinin uzaklaşması, yerel önceliklerin geri plana itilmesi anlamına gelebilir. Bu nedenle küçük eyaletlerin birleşmeye mesafeli yaklaşması, duygusal değil, son derece rasyonel bir siyasal tutumdur.

Üstelik tartışmada sıkça göz ardı edilen bir gerçek vardır: Almanya’da eyaletler zaten uzun süredir yoğun bir iş birliği içindedir. Ortak kamu kurumları, eyaletler arası anlaşmalar ve birlikte yürütülen projeler federal sistemin doğal bir parçası hâline gelmiştir. Medya alanında ortak yayın kuruluşları, yükseköğretimde üniversiteler arası konsorsiyumlar, güvenlik alanında koordinasyon mekanizmaları bunun somut örnekleridir. Uluslararası projelerde de benzer bir tablo görülür. Olimpiyat Oyunları için yapılan adaylıklarda bazı eyaletlerin güçlerini birleştirerek ortak başvurular yapması, kalıcı bir birleşmeye gitmeden de büyük hedefler doğrultusunda birlikte hareket edilebileceğini göstermiştir. Bu tür esnek ve hedef odaklı iş birlikleri, idari birleşmelerden çok daha işlevsel sonuçlar üretebilmektedir.

Birleşme savunucularının en sık dile getirdiği argümanlardan biri de maliyet meselesidir. Daha az parlamento ve daha az hükümetin kamu harcamalarını azaltacağı iddia edilir. Ancak bu hesap, çoğu zaman geçiş maliyetlerini ve uzun vadeli bürokratik sonuçları hesaba katmaz. Farklı idari yapıların uyumlaştırılması, personel düzenlemeleri, hukuki mevzuatın yeniden yazılması kısa vadede ciddi mali yükler doğurabilir. Ayrıca daha büyük idari yapıların otomatik olarak daha verimli çalışacağı varsayımı da kesin değildir. Demokrasi, doğası gereği maliyetlidir; eyalet parlamentoları ve hükümetleri bir yük değil, denetim ve temsilin temel unsurlarıdır.

Tüm bunların ötesinde, eyalet birleşmeleri tartışılırken genellikle ihmal edilen bir başka boyut daha vardır: kültürel farklılıklar. Her ne kadar Almanya tek bir millet ve ortak bir toplumsal çerçeveye sahip olsa da, eyaletler arasında belirgin kültürel, tarihsel ve gündelik yaşam farkları bulunmaktadır. Bavyera’nın güçlü bölgesel kimliği, Ren bölgesinin karnaval geleneği, kuzey eyaletlerinin denizle şekillenmiş yaşam tarzı ya da doğu eyaletlerinde hâlâ hissedilen farklı tarihsel deneyimler, Almanya’nın toplumsal mozaiğinin parçalarıdır. Bu farklılıklar yalnızca sembolik değildir; dilin kullanımından örf ve adetlere, hatta mutfak kültürüne kadar uzanır.

Federal sistem, bu çeşitliliğin bugüne kadar korunabilmesini sağlamıştır. Eyaletler kendi kültürel önceliklerini yaşatabildikleri ölçüde, farklılıklar bir çatışma alanı değil, zenginlik unsuru hâline gelmiştir. Peki büyük ölçekli eyalet birleşmeleri bu uyumu nasıl sağlayacaktır? İdari sınırların değişmesi, kültürel uyumun kendiliğinden gerçekleşeceği anlamına gelir mi? Yoksa bazı bölgesel kimliklerin görünmez hâle gelmesi ve toplumsal gerilimlerin artması riskini mi beraberinde getirir? Bu sorulara tatmin edici yanıtlar verilmeden yapılan birleşme çağrıları, toplumsal gerçekliği fazlasıyla hafife almaktadır.

Elbette Alman federalizmi kusursuz değildir. Yetki karmaşaları, yavaş karar alma süreçleri ve eyaletler ile federal hükümet arasındaki koordinasyon sorunları uzun süredir eleştirilmektedir. Ancak bu sorunların kaynağını doğrudan eyalet sayısında aramak kolaycı bir yaklaşım olur. Asıl ihtiyaç, görev paylaşımının daha net tanımlanması, iş birliği mekanizmalarının güçlendirilmesi ve bürokrasinin sadeleştirilmesidir. Bunların hiçbiri eyaletlerin ortadan kaldırılmasını zorunlu kılmaz.

Batı ve Doğu Almanya’nın birleşmesi, tarihsel bir bölünmenin sona ermesiydi. Bugünkü eyalet birleşmesi tartışmaları ise bilinçli olarak kurulmuş bir siyasal denge sistemini yeniden şekillendirmeyi hedefliyor. Almanlar birleşti; bu birlik hâlâ geliştiriliyor ve tartışılıyor. Ancak buradan hareketle eyaletlerin de birleşmesi gerektiği sonucuna varmak zorunlu değil. Federalizm, parçalanmışlık değil; düzenlenmiş çeşitlilik demektir. Almanya’nın gücü, haritayı sadeleştirmekten değil, farklılıkları bir arada yaşatabilme kapasitesinden gelmektedir.